Kutlu Doğum Haftası
"Seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik." (Enbiya Suresi, 107) Yapılan hiçbir icraat, okunan hiçbir metin, anlatılan hiçbir kıssa O'nu tam manasıyla anlamaya elbette yeterli değildir. Ancak bugün insanlığın içinde bulunduğu buhranlı ortamın en büyük nedeninin, O'nun tarif ettiği
Devamını oku...
Üç Aylar ve Fazileti
22 Mayıs 2012 Salı Üç Ayların Başlangıcı İslam`ın mübarek saydığı hicrî kamerî aylardan Recep, Şaban ve Ramazan ayları.
Bu aylar ve diğer dokuz ayın süreleri, ayın hareketlerine göre belirlenmektedir. Kameri ayların süresi, şemsî ayların süresine nazaran değişiklik arzeder.
Devamını oku...
Biz Olmayınca Camiler Mahzun
Cuma, teravih ve bayram namazlarında dolup taşan camilerimiz ne yazık ki diğer namazlarda mahzun. İyi ki yarım saf da olsa ihtiyarlarımız var. Ahir zaman yorgunu müminler olarak evlerimizde kılıyoruz namazlarımızı.
Oysa nasıl müslüman hayatının merkezinde namaz varsa, sosyal hayatımızın merkezi de camiler. Yani Allah’ın evi.
Orada olmanın, oraya devam etmenin hayrını, faziletini, müslümanlığımıza katacağı dinamizmi yeterince kavramış olsaydık yorgunluklarımızı unutur, camilere koşardık.
Şunu fark etmeliyiz: Camilerimiz boş kaldıkça yüreğimizde dolmayan bir boşluk hep kalacak. Camiler şenlenmedikçe İslâm medeniyeti yeniden şenlenmeyecek.
Asr-ı Saadet’te müslümanların hayatı cami çerçevesinde şekillenmiştir. Bu yüzden Hz. Peygamber s.a.v.’in Medine’de en çok önem verdiği hususların başında inananların mescide devam etmeleri gelmekteydi. Gözü mescitte herkesi arardı. Buna önem verirdi, çünkü müminlerin sorunlarıyla ilgilenirdi. Cemaatten birini mescitte göremediği zaman neden gelmediğini sorardı. Bir hastalığı veya bir sorunu nedeniyle gelmediğini öğrendiğinde, onu evinde ziyaret eder, yardımcı olmaya çalışırdı.
Bunun yanında ashabına söylemek istediklerini minbere çıkarak söyler, nasihatlerde bulunurdu. Çünkü camiler sadece namazları eda etmek için toplanılan yerler değil, müminlerin birbirlerinin sorunlarını öğrendikleri ve bu sorunları aşmak için dayanıştıkları yerlerdi.
Evde tek başına kılınan namaz
İnsan evinde yalnız başına namaz kıldığında, kendisini namaza vermekte zorlanabilir. Çünkü namaz kıldığı yer evinin bir odasıdır. Bir ibadethane olmadığından, çevresinde bulunan nesneler, bulunduğu mekanla ilgili iyi kötü hatıralar zihnini meşgul eder, namaza kendisini tam olarak vermesine engel olur.
Gözü duvardaki çerçeveye, kütüphanesindeki kitaplara, yatağın üstündeki örtüye, kapının çalan ziline ve aklınıza gelebilecek her şeye takılır. Kulağına çocukların ve eşinin konuşmaları gelir. Hele bir de televizyon açıksa kendisini tam manasıyla namaza vermesi mümkün olmaz.
Namaz kılmaya çalışırken diğer taraftan ailesinin konuşmalarını dinler. Bir de haber saati ise bir taraftan namaz kılar, diğer yandan da haberleri takip eder. Veya namazını çalan müziğin eşliğinde eda eder. Bundan dolayı da hangi rekâtta olduğunu, ne okuduğunu karıştırdığı zamanlar çok olur. İsterse namaz kıldığı odasının kapısını kapatsın, yine de ibadetin hakkını tam vermede zorlanır. İşte bu şekilde ifa edilen ibadetin adı da “namaz kıldım” olur.
Namaz kılma arzusunun zayıflaması
Evde tek başına namaz kılma alışkanlığının en büyük zararı, insanın ibadet etme sevincini ve alışkanlığını zayıflatmasıdır. Zira tek başına kılınan namaz, camide kılınan namazın tadını kesinlikle vermez. Bu nedenle de kişi kendisini ne kadar ibadete vermeye çabalarsa çabalasın, kıldığı namazın, istediği lezzeti alamayacağı bir ibadete dönüşmesi kuvvetle muhtemeldir.
Bu nedenle de, cemaate gitme alışkanlığı olmayan, sürekli olarak evinde veya işyerinin bir köşesine serdiği seccadede namaz kılma alışkanlığı olan insanların bir süre sonra namazlarında gevşeklik göstermelerinden korkulur. Zira cemaatle kılındığında insanın gönül dünyasını kuşatan haz ve huzur evde kılınan namazda olmayacağından, Allah ile arasındaki bağ yavaş yavaş zayıflayacaktır.
Hz. Peygamber s.a.v.’in şu hadisi bu gerçeği ortaya koymaktadır: “Bir köyde veya bir çölde üç kişi bulunur da namazı cemaatle kılmazlarsa, şeytan onlara galebe çalar. Sen cemaate devam et, çünkü kurt, sürüden ayrılan koyunu kapar.” (Ebu Davud).
Camide cemaatle kılmanın faydaları
Camide namazları eda etmenin yararları elbette çok fazladır. Bunların en önemlilerini sıralarsak, camiye koşmanın ne kadar mühim olduğunu göstermeye yetecektir.
Cami ortamı ibadet için mükemmeldir
Camide namaz kılmanın en büyük faydası, ibadeti Allah’ın arzuladığına en yakın bir şekilde eda etme imkanını sağlamasıdır. Zira caminin içindeki her şey, ibadet ruhuna uygun olarak konulmuştur. İç tezyinatı, duvarlardaki tablolar ile aklınıza gelen tüm nesneler insanın Rabbi ile bağını güçlü tutmasına yardımcı olur. Onu ibadetinden koparıp dünyaya sürüklemez.
Bu nedenle özellikle Osmanlı döneminden kalmış ve estetik açıdan insanı cezbeden mimarî yapıya sahip olan camilerdeki ibadetler, kişinin kendisini kulluğa vermesine daha çok imkan sağlar. İnsan bu camilerde namazı eda etmekten bir başka haz alır. Günümüzde yapılan ve estetikten yoksun bir kısım camiler için ise bunu söylemek zordur.
Bunun yanında camide, insanın dikkatini dağıtacak dünyevî konuşmalar söz konusu değildir. Herkes oraya aynı amaç için gelmiştir. Bu nedenle Allah’a yönelmek, kulluğu ifa etmek çok daha rahat olur. Bu yüzden cemaatin birbirleriyle konuşmaları, cep telefonlarını açık unutmaları sonucunda çeşitli müziklerin caminin manevi ortamını bozması ve benzeri durumlar mekanın ruhuna son derece aykırıdır.
Başkalarının Allah ile olan irtibatlarının kopmasına ve huşûlarının dağılmasına neden olabilecek bu tür durumlardan sakınmak gerekir. Ayrıca bunda kul hakkının ihlali olduğunu unutmamak icap eder. Aynı şekilde kokan çoraplarla, kötü ağız veya üstbaş kokusuyla mescide gelmek de böyledir. Bunlara dikkat etmek şarttır.
İbadetten daha fazla tat alınır
Camide namaz kılmak insana tarif edemeyeceği bir huzur verir. Bu nedenle cemaat ne kadar kalabalık olursa, müminin namazdan aldığı haz da o kadar fazla olur. Birbirimize omuz vererek aynı safta namaza durmamız, imamın kıraatini dinleyerek hep beraber secdeye varmamız, namaz sonrasında aynı anda ellerimizi huzura açarak Rabbimize yalvarmamız ve mümin kardeşlerimizle aynı ortamda bir araya gelmenin verdiği dayanışma ve birlik olma sevincini tatmamız nedeniyle içimiz coşku ve muhabbetle dolar. Bu nedenle camiden çıktığımızda kendimizi bir hoş hissederiz.
Evde tek başımıza kılıp kendimizi hemen koltuğa attığımız namazda bu lezzeti almamız çoğunlukla mümkün değildir. Nitekim Hac ve Umre için Kâbe’nin etrafında namaza duran insanların namazdan çok daha fazla lezzet almalarının nedenlerinden birisi de cemaatin son derece kalabalık olmasıdır. Ortam gerçekten insanı kendisine çeker ve mümin Rabbinin huzurunda olduğunu bütün ruhuyla hisseder.
Namaz sevinci diri kalır
Cemaatle namaz kılmak insanın namaza ve ibadete olan isteğini canlı tutar. Zira beraber ifa edilen ibadet cemaate büyük bir huzur ve sevinç verdiğinden, insanın namaza olan iştiyakı artar.
Nitekim cemaat alışkanlığı olan insanların ezan okunduğu anda namazı eda etmek için acele etmeleri, mümkünse hemen camiye giderek orada kılmaya çalışmaları bundandır. Öyle insanlar vardır ki, ne kadar yorgun olurlarsa olsunlar, namazlarını camide eda etmeye düşkündürler. Gece geç vakitte yatmış olsalar bile, sıcak yataklarından çıkıp elbiselerini giyinerek soğukta dışarı çıkmaları ve camiye giderek imamın ardında durmaları onlara asla ağır gelmez.
Etrafınızda bu şekilde caminin devamlı cemaati olan ve beş vakti mümkün olduğunca Allah’ın evinde eda etmeye gayret eden insanlar mutlaka vardır. Onlardaki namaz telaşını, camiye devam etme alışkanlığı zayıf olan insanlarda görmemiz zordur. Bu kişilere cemaatle namaz kılma alışkanlığını ve isteğini kazandıran şey, camiye günde beş kez adım atmalarıdır.
İnsan ne ile meşgul olursa, gönlü ve dili onunla dolar. Hal ve tavırları meşguliyetiyle alakalı olur. Mesela tuttukları takımların maçlarını, oyuncuların performanslarını ve alınan puanları takip eden taraftarlara dikkat edildiğinde zikrettiğimiz husus daha iyi anlaşılır. Takımlarının fanatiği olan bu insanlar, maçları seyredebilmek için her türlü sıkıntıya girerler. Maç esnasında futbolun atmosferine kendilerini kaptırarak takımları için çılgınca tezahürat yaparlar. Maçtan çıktıktan sonra iki gün o haftanın maçını, çarşamba günü takımda olan biteni, kalan günlerde de gelecek maçı konuşurlar. Zira cemaati oldukları stat ve maçlar onların haz aldıkları temel alışkanlıkları olmuştur.
Cami cemaati olan kişiler ise müslüman kişinin ahlâkıyla ahlâklanmaya adaydır. Zira çevresinde daima Allah rızası için namaza gelen kişiler mevcuttur. Hayırlı bir yolda yürüyor olmak, kişinin noksanlarını tamamlar, hatalarını azaltır. Nitekim “dinin direği” olan namazın doğrudan müminin hayatına olumlu tesiri vardır.
Cami müminleri birbirine kaynaştırır
Camide bir araya gelmenin en büyük faydalarından birisi de, müminler arasında kaynaşmayı, birlik olmayı sağlamasıdır. Bir düğününüz olduğunda, etrafınızda ne kadar çok akraba ve dost görürseniz o kadar mutlu olursunuz. Veyahut cenazeniz varsa, namazına gelenlerin, taziyede bulunanların sayısının fazla olmasını istersiniz. Keza hasta olduğunuzda, kolunuza serum takılı olarak yattığınızda, ziyaretçilerinizin çok olmasını arzularsınız. Hatta üç durumda da gönlünüz, bazı insanların mutlaka orada olmasını ister. Gelenler çok olduğunda bundan güç alırsınız. Mutlu gününüzdeyseniz, sevinciniz dostlarınızla bir kat daha artar. Hüzünlü gününüzdeyseniz, geçmiş olsun veya başınız sağ olsun demeye gelenlerle kederiniz bir nebze hafifler. Dostların varlığı size bir güvence olur.
Bu nedenle, camide cemaat olunduğunda, insanlar safta bir arada durarak birbirlerine omuz verdiklerinde, beraber ve birlik olma şuurunu kazanırlar. Aynı hocanın ardında namaza durarak, aynı vaize yüzlerini dönerek, aynı hatibe kulak vererek beraber hareket etme, birlik olma duygusunu pekiştirirler. Hatta vatan ve millet sevgisinin en güzel pekiştiği yerlerden birinin camiler olduğunu unutmamamız gerekir. Her kesimden insanın yan yana aynı safta namaza durmasının, özellikle bayram namazlarından sonra cemaatin birbiriyle musafaha etmesinin sağladığı birlik ve beraberlik duygusunu, sevincini hiçbir şey sağlayamaz. İnsan camide, içinde bulunduğu toplumun bir ferdi olduğunu ve onlarla dayanışma içinde olması gerektiğini çok daha iyi anlar. Özellikle farklı bölgelerden insanların camide bir araya gelmesinin kaynaşmaya, bütünleşmeye ve kardeşliğe ne kadar katkısı olduğunu söylemeye gerek yoktur.
Büyük camilerin namaz kılana kazandırdığı huzurun yanında, küçük mescitlerde kaynaşma çok daha fazla olur. Camiye gide gele simalar birbirlerine aşina olur. İnsanlar yeni arkadaşlıklar edinirler, güzel dostluklar kurarlar ve birbirlerinin dertleriyle ilgilenirler, yardımlaşırlar.
Özellikle yaşlılarımızın, birçok arkadaşlıklarını camide kazandıklarını göz önüne getirecek olursak, dediğimiz hususun ne kadar önemli olduğunu anlarız.
Cami sabır eğitimi verir
Caminin farkında olmadan insana kazandırdığı güzelliklerden birisi de, müsamahalı olmayı, başkalarının eziyetlerine tahammül etmeyi öğretmesidir. Özellikle değişik bölgelerden insanların bir araya geldiği camilerde, insanlar başkalarına tahammül etmeyi öğrenirler.
Bunun yanında saflar sıkışık olduğunda, çorabı veya nefesi kötü kokan biriyle yan yana durulduğunda, namaz bitip herkes çıkışa yönelip kapı ağzında sıkıştığında, farkında olmasak da bir alışkanlık kazanırız. İşte bunun adı sabırdır, müsamahadır.
Nitekim kendi alışkanlıklarımız ve adetlerimizle gittiğimiz Umre veya Haccımızda, farklı ülkelerden gelen insanların çeşitli eziyetlerine tahammül etmek durumunda kalmamız da Hac ve Umre ibadetinin kazandırdığı güzelliklerdendir.
Hele de ülkemizden Hac veya Umre için gidenlerin beşerli altışarlı guruplar halinde aynı odaları paylaşmaları, birbirlerinin sıkıntılarına ve eziyetlerine tahammül etmek durumunda kalmaları da beraber ibadet etmenin insana kazandırdığı güzel hasletlerdendir.
Hz. Peygamber s.a.v. “Cemaatle kılınan namaz, yalnız kılınan namazdan yirmi yedi derece daha faziletlidir.” (Buharî) buyurmaktadır. Cemaatle kılınan namazla insanın elde ettiği manevi kârları göz önüne getirdiğimizde, neden daha fazla ecir kazandırdığını daha iyi anlıyoruz. Gerçekten de evde kılınan namaz ile camide kılınan arasında pek çok fark vardır.
Camilerin manevi süsü bizleriz
Camileri artık gidecek yerleri kalmamış, arkadaş edinecekleri ortamlar bitmiş olan yaşlı amcalara terk etmemek gerekir. Ayrıca camileri canlı tutacak olan cemaatleridir. Gerçekten de insan camide çocukları ve delikanlıları gördüğünde bir hoş olur. Namazdan biraz daha fazla lezzet alır. Bu nedenle manevi seferberlik başlatarak mescitlerimizi şenlendirmek zorundayız. Unutmayalım ki bunun en büyük faydasını, hem bu dünyada hem de ahirette yine biz göreceğiz.
İsterseniz şöyle düşünelim: Evimize misafir ayak basmadığında, çoluk çocuğumuz kapımızı çalmadığında, bir akrabamız bizi ziyarete gelmediğinde neler hissediyorsak, camiler de öyledir. Rabbimizin “Şüphesiz ki mescitler Allah’ındır.” (Cin, 18) buyurduğu, Hz. Peygamber s.a.v.’in de “Allah Tealâ’nın en çok sevdiği yerler camilerdir.” (Müslim) diye ferman ettiği ibadethanelerimizi mahzun ve sahipsiz bırakmaya hiç hakkımız yok.
Yaratıcımız; “Allah’ın mescitlerini ancak Allah’a ve ahiret gününe iman eden, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve Allah’tan başkasından korkmayan kimseler imar eder. İşte doğru yola ermişlerden olmaları umulanlar bunlardır.” (Müslim) buyururken, sadece camilerin inşa edilmesini ve bakımlarının üstlenilmesini kastetmiyor elbette. Onların cemaatle canlı tutulmalarını da istiyor.
Hz. Peygamber s.a.v. “Evinizi kabre çevirmeyin, orada da namaz kılın.” (Buharî) buyurmaktadır. Bu nedenle teheccüd, kuşluk gibi nafile namazlarla evimizi manevi olarak süslememiz gerekir. Esasında güzel olan, namazın sünnetini evde kılıp, farza camiye gitmektir. Ancak ülkemizde ezanın okunmasının ardından sünnet kılınıp hemen farza durulduğu için, sünneti evde kılıp camiye farza yetişmek imkansızdır. Bu nedenle sünneti de camide kılmak uygun olur.
Binbir Damla
- Büyük İslam İlmihali
- Yasin - i Şerif
- Kur'an - ı Kerim Meali Sesli
- Kur'an - ı Kerim Oku ve Dinle
- Kur'an - ı Kerim Dinle
- Kur'an - ı Kerim Meali
- Esma - i Hüsna
- Hadis-i Şerif
- Sevgili Peygamberim Sesli
- Semerkand Tv Canlı İzle
- Peygamber Efendimizin (S.a.v.) Şemaili
- 2012 Yılı Dini Günler Listesi
- Elif Ba Harfleri
1. Recep 1433
Bir Söz Bir Şiir
![]()
"Kimi zaman geri kalmak ileriye geçmektir, Tüm zamanlardan ileriye ve tüm mekanlardan ötelere. Kimi zaman zayıf olmak aslında en güçlü olmaktır. Görünenin ve bilinenin ötesinde bir hayat vardır çünkü. Sınırları görünenin ve bilinenin ötesinden çizilir"..
![]()
Büyüklerden İnciler
![]()
Fudayl b. İyaz (k.s.) şöyle diyor: "Dost olarak Allah yeter. Yakınlık için Kur'an yeter Vaiz olarak ölğm yeter. İlim olarak Allah'tan korkmak yeter. Allah'tan gafil olmak da cehalet olarak yeter."
Kitabü'z-Zühd
![]()
Ayet-i Kerime

O’nun ilminden, kendisinin dilediğinden başka bir şey kavrayamaz. O’nun kürsüsü, gökleri ve yeri kaplamıştır. Onları korumak kendisine ağır gelmez. O yücedir, büyüktür.” [Bakara: Süresi 255]
ESMA-UL HUSNA

Peygamberimiz sordu: "içinizde kimi müflis sayarsınız?" "Malı kalmayan kimseyi." "Hayır, asıl müflis, kıyamet gününde, ona sövmüş, buna zulmetmiş, berikinin malını almış olarak gelen kimsedir. Orada ne dinar vardır, ne de dirhem. Sevapları alınıp o kimselere verilir. Yetmez, bu defa onların günahları sırtına yüklenir. işte müflis odur.




