BinbirDamla.CoM

Kutlu Doğum Haftası

"Seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik." (Enbiya Suresi, 107) Yapılan hiçbir icraat, okunan hiçbir metin, anlatılan hiçbir kıssa O'nu tam manasıyla anlamaya elbette yeterli değildir. Ancak bugün insanlığın içinde bulunduğu buhranlı ortamın en büyük nedeninin, O'nun tarif ettiği

 

Devamını oku...

Mar10 Demo Image

Üç Aylar ve Fazileti

22 Mayıs 2012 Salı Üç Ayların  Başlangıcı İslam`ın mübarek saydığı hicrî kamerî aylardan Recep, Şaban ve Ramazan ayları.
Bu aylar ve diğer dokuz ayın süreleri, ayın hareketlerine göre belirlenmektedir. Kameri ayların süresi, şemsî ayların süresine nazaran değişiklik arzeder.

 

Devamını oku...

BinbirDamla.Com Mail Grubuna Abone Ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

ÜMMÜ MABED (R.A)

Mar10 Demo Image

BEKLEMEK BEKLEMEK… BİLMEDEN Beklersin çadırının önünde. İşlerini bitirir beklersin. Yemek pişirir beklersin. Sütleri sağar beklersin. Belki aç bir yolcu geçer diye beklersin. Bir susuz geçer diye beklersin. Bir gün, seninle birlikte tüm

kainatın beklediği yolcu geçecektir çadırının önünden. Bilmeden beklersin.Sen bütün yolculara o yolcuymuş gibi ikram edersin. Bilmeden tanımadan o yolcuyu, Sen tüm yolcularda o yolcuyu özlersin. Mevsim kış olur beklersin; bahar olur, yaz olur beklersin Kurak günler olur beklersin. Bolluk olur beklersin. BİR GÜN BİR YOLCU UĞRAR DEĞİŞİR İNSAN, DEĞİŞİR ZAMAN Ümmü Mabed (r.a) bir gün mütevazı çadırında Allah Rasulü’nü (s.a.v) ağırlamış, Allah Rasulü’nün (s.a.v) elinden süt içmiş bir hanımdır. Asıl ismi Atike binti Halid’dir (r.a). Huzza kabilesindendir. Mekke’ye yakın bir bölgede yaşamaktadır. Amcasının oğlu ile evlidir. Onların koyun sürüleri vardı. Geçimlerini sürülerinden kazanır, yoldan geçenlere de bol bol süt ikram ederlerdi. Yine bir gün eşi koyunları otlatmaya gitmişti. Ümmü Mabed de (r.a) çadırlarındaydı. Allah Rasulü (s.a.v); Ebu Bekir (r.a), Amir bin Füheyre (r.a) ve rehberleri Abdullah bin Ureykıt ile Medine yolundaydılar. Yolları Ümmü Mabed’in (r.a) çadırına düştü. Acıkmışlardı. Yiyecek içecek bir şeyler sordular. Evde görünen, bilinen bir şey yoktu yiyecek içecek olarak ve Ümmü Mabed (r.a) olmadığını söyledi. Görünmeyeni bilemezdi. “Peki, şu koyun? Onun sütü yok mudur?” diye sordu Allah Rasulü (s.a.v) “Onun nasıl sütü olsun? O zayıf ve cılız. Günlerdir yemez içmez. Sürüden geri kalmış bir koyuncağız” dedi Ümmü Mabed (r.a) “Onu sağmama izin verir misin?” diye sordu Allah Rasulü (s.a.v) “Buyur eğer süt bulabilirsen sağ.” Allah Rasulü (s.a.v) mübarek elleriyle cılız koyuncağıza dokundu. Bir kap isteyerek sağmaya başladı. Sağdı sağdı… Sanki bir süt ırmağı, Sağdıkça süt geliyordu. Kap doldu. İlk önce kendi elleriyle Ümmü Mabed’e (r.a) ikram etti. Ümmü Mabed (r.a) Peygamberimiz’den (s.a.v) önce içmek istemedi. Lakin Allah Rasulü (s.a.v) şöyle buyurdu: “Bir kavmin sulayıcısı herkesten sonra içer” Ve diğer yol arkadaşlarına da içirdikten sonra kendisi de içti sütten Allah Rasulü (s.a.v) Sonra da yol onları beklerdi bekletmeden devam ettiler. Akıldan çıkmayan bir an gibiydi. Akıldan çıkmayan bir insan. O gün öyle etkisindeydi rüzgarının Ümmü Mabed (r.a) Yolculardan bir yolcu geçip gitmişti çadırının önünden. Geçip gitmiş miydi yoksa kalmış mıydı? Öyle yola bakakaldı ardından. Yerdeki izleri çoktan alıp gitmişti rüzgar. Lakin zaman alıp gitmiyordu içindeki izleri. Daha derinde bir yerlere yazıyordu her akıp giden saniyeyle. Nitekim akşam oldu eşi koyun sürüleriyle eve döndü. Süt kabını sütle dolu görünce şaşırdı. “Bu süt de ne ola? Zira evde sağılır bir hayvan yok” “Bize bugün mübarek bir zat uğradı…” diyerek gün içinde yaşadıklarını anlattı Ümmü Mabed (r.a) Eşi “O nasıl bir zattı, anlat biraz” dedi. Anlattı Ümmü Mabed (r.a) Gördüklerini anlattı, görmediklerini anlattı. Sesine sesler eklendi, sözüne sözler de anlattı… “Yüzü nur, gözü nur Sesi sanki çağıldayan bir billur Sözü nur… Dört kişiydiler, içlerinden en güzeli Beklentisi sanki yılların ezeli Öyle bir yerde duruyordu her nerede olursa Yollar sanki orda birleşir, durur da Uzaktan bakınca dağlardan fazlaca heybet Yakınlaşınca bürünür sessizce etraf hürmet… Ne desem ne anlatsam kifayetsiz Ah sözlerim şimdi ne kadar aciz Toplasan hayatımdaki tüm anları O anı beklemiş meğer Ortasındayım sanırdım hayatımın Oysa şimdi başındayım…” Eşi yolculardan duymuştu Peygamber’i (s.a.v). Hanımının anlattıklarından sonra emin oldu ki evlerine uğrayan yolcu O’dur. Peygamberdir. “Vallahi bu zat Mekke’de kendisinden bahsedilen peygamberdir. Ey Ümmü Mabed, eğer ben ona rastlamış olsaydım, arkadaşlığına kabul edilmek isterdim. Yine de buna bir yol bulmaya çalışacağım” diyerek Efendimiz’e (s.a.v) karşı sevgi ve hasretini ifade etti. Mekkeliler Peygamber’in (s.a.v) peşindeydi. Başına ödül koymuşlardı. Yolları Ümmü Mabed’in (r.a) çadırına düştü. Peygamber’i (s.a.v) sordular. Önceleri sükut eden Ümmü Mabed (r.a) öfkeli Mekkelileri kabalaşmaya başladıklarında, şayet gitmezlerse akrabalarını yardıma çağıracağını söyleyerek tehdit etti. Müşrikler çekip gittiler. Zira Ümmü Mabed’in (r.a) kabilesi içindeki önemini biliyorlardı. Gittiler Öfkelerini de sürüyerek Bir gün toprak olduklarında da dinmeyecek öfkelerini… SÖZ VERMEK Ve Ümmü Mabed (r.a) ve eşi bir gün çocuklarını da alarak Medine’ye geldiler. Uzattılar ellerini Allah Rasulü’nün (s.a.v) ellerine söz verdiler. Ümmü Mabed (r.a) hanımların arasındaydı Söz verdiler: Zina yapmayacaklar, çocuklarını öldürmeyeceklerdi. İftira atmayacaklardı. Söz verdiler. Bir ömür sözlerinde oldular, sözlerinde yaşadılar HATIRALAR CANLIDIR Ebu Bekir (r.a) halife olmuştu. Bir gün Ümmü Mabed (r.a) halifeyi ziyarete gitti. Ebu Bekir (r.a) onu görünce gülümsedi. Kim bilir belki hatırladı o günü. Aç oldukları hani. Allah Rasulü’nün (s.a.v) bereketini. Kainata inen bir damlaydı O. Öyle bir damla ki o bir damlayla tüm susuzlar suya kanar. Tüm zamanlardaki susuzlar… Ve o cılız, hani sürüden geri kalmıştı o koyunun sahibine ikramda bulundu Ebu Bekir (r.a) Hz. Ömer (r.a) zamanında kıtlık olmuştu, o günlerde o koyunun sütünden sağıldığı söylene gelir. Kimi zaman geri kalmak ileriye geçmektir, Tüm zamanlardan ileriye ve tüm mekanlardan ötelere. Kimi zaman zayıf olmak aslında en güçlü olmaktır. Görünenin ve bilinenin ötesinde bir hayat vardır çünkü. Sınırları görünenin ve bilinenin ötesinden çizilir Her yolun hicretten nasibi vardır, Adım adım aranacak bir nasip. Kim bilir hangi adımda? Her sofrada kereminden bir nasip vardır. Kim bilir hangi lokmadadır?

 

 

Pazartesi, 21 Mayıs 2012  
29. Cemaziyelahir 1433

Bir Söz Bir Şiir

Dağlar ile taşlar ile,
Çağırayım Mevlâm seni.
Seherlerde kuşlar ile,
Çağırayım Mevlâm seni.

Sular dibinde mâhiyle,
Sahrâlarda âhû ile,
Abdal olup yâ Hû ile,
Çağırayım mevlâm seni.

Gökyüzünde Îsâ ile,
Tûr Dağında Mûsâ ile,
Elindeki asâ ile,
Çağırayım Mevlâm seni.

Yûnus okur diller ile,
Ol kumru bülbüller ile,
Hakkı seven kullar ile,
Çağırayım Mevlâm seni.

YUNUS EMRE

 

Büyüklerden İnciler

Fudayl b. İyaz (k.s.) şöyle diyor: "Dost olarak Allah yeter. Yakınlık için Kur'an yeter Vaiz olarak ölğm yeter. İlim olarak Allah'tan korkmak yeter. Allah'tan gafil olmak  da cehalet olarak yeter."

Kitabü'z-Zühd

Ayet-i Kerime

O’nun ilminden, kendisinin dilediğinden başka bir şey kavrayamaz. O’nun kürsüsü, gökleri ve yeri kaplamıştır. Onları korumak kendisine ağır gelmez. O yücedir, büyüktür.”                                 [Bakara:  Süresi 255]

 

ESMA-UL HUSNA

Muhacirlerin fakirleri bir gün Efendimiz s.a.v.’e gelerek, – Ey Allah’ın Rasulü! Varlık sahipleri yüksek dereceleri ve daimî nimetleri alıp gittiler, diye şikayetlendiler. Efendimiz s.a.v., – Neymiş o, diye sordu. – Onlar da bizim kıldığımız gibi namaz kılıyor, bizim tuttuğumuz gibi oruç tutuyor. (Ama onlar bizden fazla olarak) sadaka (zekât) veriyor, biz veremiyoruz; onlar köle azad ediyor, biz edemiyoruz. (Bazı rivayetlerde burada, “Onlar hacca gidiyor, umre yapıyor, biz yapamıyoruz” ifadesi de vardır.) Bunun üzerine Efendimiz s.a.v.: – Ben size bir şey öğreteyim mi? Onunla sizi geçenlere yetişir, sizden sonrakileri de geride bırakırsınız. Hem hiç kimse sizin bu yapacağınızı yapmadıkça sizden daha faziletli olamaz. Muhacirler: – Buyurun ey Allah’ın Rasulü (öğretin), dediler. Efendimiz s.a.v. şöyle buyurdu: – Her namazdan sonra otuz üç kere “Sübhânallah”, otuz üç kere “Elhamdülillâh”, otuz üç kere de “Allahu Ekber” dersiniz,” buyurdu. Fakir muhacirler sevinerek Efendimiz s.a.v.’in yanından ayrıldılar. Ancak bir süre sonra tekrar gelerek şöyle dediler: – Mal mülk sahibi kardeşlerimiz bizim (sizden öğrenerek) yaptığımız ameli öğrenmişler. Onlar da böyle yapıyorlar (dolayısıyla biz yine geride kaldık). Bunun üzerine Efendimiz s.a.v. şöyle buyurdu: – Bu, Allah’ın fazlu keremidir; dilediğine verir.” (Buharî, Müslim)